ANA SAYFA | FAVORİLERİME EKLE | İLETİŞİM YENİ DOKTOR KAYIT  |  HASTANE KAYIT  MEDİKAL FİRMA KAYIT
 
Şifremi Unuttum    Yeni Üye Kayıt
 
Doktorlar | İsme Hasta Soruları | Cevaplı Havuz Soruları | Hastalıklar A-Z | Hazır Soru Cevaplar | Laboratuar Testleri | Tedaviler | Teşhis Koy | Reklam Ver
Sağlık Videoları  | İlaç Rehberi | Tıp Sözlüğü | Hastaneler | Medikal Firmalar
 
 
 
 
MEDİKAL FORMÜLLER
Hamile kalma zamanı, doğum zamanı Hesaplama
Koroner Kalp Hastalığı Risk Hesaplaması
Child-Pugh Skorlaması
Vücut kitle indeksi, Vücut yüzey alanı
 
DUYURULAR
 Sayın üyeler aldığınız cevaba ek soru sormak istediğinizde ne yapmalısınız...
 
 
 
 
 
 

A B C D E F G H I İ J K L M N O Ö P Q R S Ş T U Ü V X W Y Z

Tüm Bölümler » Klinik Mikrobioloji- Viroloji »

Domuz gribi

Ve   Veya  Aynen   
 
    Editör : Prof.Dr. Mustafa ALTINDIS

Güncellenme :  23.8.2009
 

Tümüne Gözat
 

Domuz Gribi
Etken
Etken, eskiden beri domuzlar arasında görülen, bulaşıcılığı yüksek fakat öldürücülüğü düşük bir “İnfluenza A/H1N1 virüsü”dür. Ancak, bu güne kadarki virüs sadece domuzlardan insanlara bulaşır ve insanlarda ciddi bir hastalık oluşturmazken, genetik bir değişim geçirmiş olup, insandan insana da bulaşabilir hale gelmiştir. Saptanan insan vakalarının çoğunda domuzlarla temas hikâyesi bulunmaması bu varsayımı desteklemektedir. Değişikliğe uğramış bu virüsün son hali ile daha önce ne domuzlarda ne de insanlarda karşılaşılmamıştır.

Yeni bir reassortant(çeşitlenmiş/türemiş) virus olan son etken (influenza A/California/04/2009 H1N1) HA genini; Amerika’da dolaşan swine influenza virusundan, NA ve M genini ise Avrupa ve Asya’da dolanan swine influenza virusundan almıştır. İnsandan izole edilen influenza 2009 A H1N1’in genomik analizi bunun Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’da  izole edilen yaygın reassortant domuz gribi virusu ile yakın ilişkili olduğunu göstermiştir(Şekil 1). Ayrıca, bu virusun polimeraz komplex, hemagglutinin, nükleer protein ve yapısal olmayan proteinleri ile Kuzey Amerikada 1990ların sonlarında izole edilen domuz H1N2 grip virüsünün segmentlerinin analizi sonucu yüksek benzerlik gösterdiği saptanmıştır.  H1N2 ve diğer subtipler, Kuzey Amerika’da izole edilen üçlü-reassortant domuz H3N2 virüsü soyundandır.
Çalışmalar domuz gribi virusu H1N1’in ana kaynağının domuz populasyonu olduğunu ve hayvanların % 25’inde enfeksiyona karşı antikoru olduğunu göstermiştir. Domuzlardan 4 tip influenza A subtipi izole edilmiştir: H1N1, H1N2, H3N2 ve H3N1.
Domuzlar, hem memeli (insan dahil) hem de kuş grip virüsleri ile enfekte olabilmektedir. Bu nedenle domuzlar, memeli ve kuş grip virüslerinin kalıtsal madde alışverişlerinin yapıldığı bir ‘gen karışım kabı’ olarak kabul edilmektedir. Ne yazık ki son gelişmeler, domuzlarda yaygın olarak bulunan H1N1 ve H3N2 grip virüslerinden biri olan H1N1 tipine, insan ve kuşa özgü benzer tip influenza virüslerinden bazı genlerin geçtiğini ve daha önce varolmayan yeni bir H1N1 alt tipinin oluştuğunu göstermektedir.
Virüsün adındaki H ve N harfleri, virüsün yüzeyini kaplayan, hemaglutinin (HA) ve nöraminidaz (NA) isimli iki ana glikoproteinden gelmekte olup bu proteinler, virüsün bulaşacağı canlı türünü ve hastalık yapma gücünü belirleyen çok önemli işleve sahip moleküllerdir. Örneğin H3N2 tipi domuz virüslerinde bulunan HA ve NA protein genlerinin, insan influenza A virüsüne ait olduğu bilinmektedir. Böylece H1N1 ile H3N2 virüslerinin karışımından, insan solunum yolunu döşeyen hücreleri enfekte edebilecek yetenekte, yeni domuz gribi virüslerinin oluşmasının yolu açılmıştır. İnfluenza A virüslerinin genetik maddesi tek iplikçikli RNA(ribonükleik asit) molekülüdür. Fakat bu virüslerde bu molekül sekiz parçaya bölünmüş halde bulunur. Virüsün yapısında yer alan protein moleküllerinin genetik bilgisini taşıyan sekiz temel gen ise, bu parçalar üzerinde yer almaktadır. Farklı türlere ait H1N1 virüslerinde aynı genler bulunmasına rağmen, bu genler birbirlerinden küçük farklarla ayrılır. Virüslerde genleri taşıyan ve domino taşlarına benzetilebilecek bu RNA molekül parçaları, bir virüsten diğer bir türün virüsüne geçebilmektedir. Bunun sonucunda yeni gen karışımını taşıyan virüs, ana virüsten örneğin domuza özgü klasik H1N1’den daha farklı özelliklere sahip bir virüs haline gelmektedir.  Halen dünyayı tehdit etmeye devam eden virüste bu şekilde oluşmuş bir virüstür(İnfluenza A H1N1).


 
Şekil 1: İnfluenza 2009 A H1N1’in gelişim evresi; İnfluenza A virusunde bulunan toplam sekiz parça gen bölgesi yukarıdan aşağıya şu proteinleri kodlar: polimeraz PB2, polimeraz PB1, polimeraz PA, hemaglutinin(HA),nükleer protein, nöraminidaz(N), matriks proteinleri ve yapısal olmayan proteinler. Insan 2009 İnfluenza A (H1N1) virüsünün segmentleri 10 yıldan fazla zamandır domuz virüsu içinde bulunmaktadır. Nöraminidazı kodlayan gen bölgesi ise neredeyse 20 yıldır gözlenmemiş bir yapıdır. Geçerli reassortment için karışım teknesinin bir domuz hücresi olması muhtemeldir fakat hala birçok bilinmeyen mevcuttur (Şekil; N Engl J Med 361;2 nejm.org july 9, 2009’dan)

Domuz gribi nasıl ortaya çıktı?
Domuzlarda grip hastalığı ilkin 1918-1919 influenza pandemisi esnasında saptanmış, insanda ilk domuz gribi virusu 1974’de izole edilmiş, daha sonra 1918-19 pandemisinin de bir domuz gribi virusu ile olduğu anlaşılmıştır. 1958-2005 yıllarında siviller arasında 37 domuz gribi vakası bildirilmiş; bunlardan altısı(%17) yaşamlarını yitirmiş olup enfekte kişilerin %44’ünden domuzla temas öyküsü alınmıştır. Bu vakalar daha çok ABD, Çekoslovakya, Hollanda, Rusya, İsviçre ve HongKong’dan bildirilmiştir. 1976’da New Jersey’de 13 asker arasında biri ölümle sonlanan domuz gribinin neden olduğu solunum yolu hastalığı gelişmiş; bunlarda ise domuz temas öyküsü yoktu. Olayın ardından yapılan epidemiyolojik çalışmada 230 kadar askerin virusle enfekte olduğu saptanmıştır. 2005-Şubat’2009 tarihleri arasında ABD’de 11 büyük değişime (shift) uğramış üçlü “reassortant” domuz H1 influenza A sporadik olgusu saptanmıştır ki bunların dokuzunda domuzla temas öyküsü alınmıştır. 2 Mayıs 2009’da Kanada Alberta’da bir çiftlikte domuzlarda H1N1 influenza izole edilmiş; bulaşmanın Meksika’yı ziyaret etmiş bir çiftlik çalışanı aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir.
Meksika hükümeti 18 Mart 2009’dan itibaren üç ayrı bölgede insanlarda domuz İnfluenza enfeksiyonları bildirmiştir. Vaka sayısı, insandan insana bulaşma nedeniyle çok hızlı artmış ve halende artmaya devam etmektedir. Bildirilen ilk hastalarda ölüm oranı yaklaşık %5-10 iken son dönemlerde ölüm oranı %0,45’e kadar gerilemiştir(Ölüm oranları Arjantin’de %2,41, Meksika’da %1,15, ABD’de %0,50 ve Kanada’da %0,31). Laboratuarda doğrulanmamış vakalar daha hafif seyirli olup sağlık kurumlarına baş vurmayan  kişilerin de varlığı düşünülecek olursa ölüm oranını daha aşağılarda bile düşünmek uygun olabilir. Günümüzde 100’e yakın ülkeden vakalar bildirilmiştir.

Nasıl Bulaşır?

    



Dr.T.V.Rao sunusundan izinle
Enfekte insan veya hayvanların sekresyonlarının veya bu sekresyonlara ait damlacıkların duyarlı insanların solunum yolları mukozası veya konjuktivalarına teması ile bulaşır. Bulaşma, sekresyon veya damlacıkların direk teması ile olabileceği gibi, bu sekresyon veya damlacıklar ile kirlenmiş ellerin yıkanmadan solunum yolları mukozalarına veya konjuktivalara sürülmesi ile de olabilmektedir.
Hasta bir kişinin öksürüğü ya da hapşırığından çıkan damlacıkların masa gibi bir yüzeye temas etmesinin ardından başka bir kişinin bu masaya elle dokunması, ardından ellerini yıkamadan gözlerine, ağzına veya burnuna dokunması sonucu hastalık kişiden kişiye geçebilir.
Dünya Sağlık Örgütüne göre domuz eti yenmesi ile bulaşmamaktadır.
 
Neden önemlidir?
Güncel olan virüs genetik bir değişim geçirmiş olup, insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmıştır ve daha önce ne domuzlarda ne de insanlarda tespit edilmemiş bir virüstür. A/H1N1’in edindiği yeni genetik özelliklerin, H5N1’de olduğu gibi ona da, virüs tedavisinde kullanılan eldeki mevcut bazı ilaçlara karşı direnç kazandırması çok yüksek olasılık. Bu durumda salgının engellenmesi aşamasında proflaksi ve ileri aşamada tedavi daha zor olacaktır.
Kuşkusuz bu olumsuz gelişme yeni üretim biçimleri ve belki de yaşam tarzımızın bir sonucu gibi durmakta. Doğal koşullarda bir araya gelmeleri mümkün olmayan on binlerce hayvan ve insanın bir arada bulunması, hastalık yapıcı mikroorganizmaların farklı çeşitlerinin karşılaşma olasılığı artırmakta ve evrimleşmelerini hızlandırmakta olabilir. Bilinen tüm influenza A virüs tiplerini üreten ve onların taşıyıcısı olan kanatlı hayvanların varlığıyla birlikte, sorun daha karmaşık hal alabilmektedir.
Grip normalde küçük çocuk-bebek ve yaşlılar gibi uç yaşlardaki popülâsyonu etkilemekte iken, bu salgındaki vakaların çoğunun sağlıklı erişkinler olması dikkat çekicidir. Vakaların hayvan kaynaklı İnfluenza virüsü ile ortaya çıkması, farklı bölgelerden baş gösteren salgın karakteri arz etmesi ve alışılmadık yaş gruplarını etkilemesi nedeni ile konu oldukça önemlidir ve izlenmesi gerekir.
İnsandan insana bulaşma hızının yüksekliği ve kıtalar arası seyahat kolaylıkları nedeniyle hastalığın kısa sürede tüm dünya ülkelerinde görülmesi gerçekleşmiş olup bu kapsamda ülkemizde ciddi risk altındadır.
 
Belirti ve Bulgular




Normal grip vakalarıyla benzer belirti ve bulgular ortaya çıkar. Aniden yükselen ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas-eklem ağrıları, boğaz ağrısı ve kuru öksürük ile seyreder. Ancak, bunların dışında aşırı kusma ve ishale de neden olabilir. Domuz gribinden ölümler çoğunlukla alt solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle gerçekleşmektedir.
Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
                              hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
                              mavimsi cilt rengi
                              yeterince sıvı alamama
                              uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
                              Huzursuzluk
                              grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
                              döküntü
Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
                              Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
                              Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç hissi
                              Ani baş dönmesi
                              Konfüzyon
                              Şiddetli bulantı ve kusma
 
Tanı



Belirti-bulguların görüldüğü hastalardan, hastalığın ilk 4-5 gününde alınan solunum salgılarında (boğaz, burun sürüntüleri veya trakeal aspirat gibi) virüsün gösterilmesi ile tanı konulabilir. Ancak vakanın kesin teyidi dünya çapında belirlenmiş olan referans laboratuarlar tarafından yapılmalıdır. Ülkemizde Ankara Refik Saydam Hıfzısıhha Merkez Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji-Viroloji laboratuarı referans laboratuarlardır. Şüpheli örnekler İllerde sağlık müdürlükleri aracılığı ile usulüne uygun olarak bu merkezlere gönderilmelidir.
 
Tedavisi Nasıl Yapılır?
Diğer grip virüslerinin tedavisinde kullanılan oseltamivir ve zanamivir adlı ilaçların bu virüse de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu ilaçlar ülkemizde de (oseltamivir)Tamiflu® ve (zanamivir)Relenza® ticari isimleri ile piyasada bulunmaktadır. Koruyucu amaçlı da bu ilaçlar kullanılabilir.


Virüse Etkili Dezenfektanlar Nelerdir?
Çamaşır suyu (%10’luk) ve alkol (%70’lik) etkilidir. Cansız yüzeyler için her ikisi de kullanılabilir. Eller için%70’lik alkol tercih edilmelidir.
 
Evre 6 Nedir?
Dünya Sağlık Örgütü, kuş gribi tehdidi nedeniyle Evre-3’de tuttuğu pandemi alarm düzeyini bu virus aracılığı ile önce Evre-4’e daha sonra 5 ve nihayet evre 6’ya çıkarmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü, 100 e yakın ülkeye yayılan ve 170 e yakın kişinin ölümüne neden olan domuz gribi için alarm seviyesini altıya çıkararak, “küresel salgın” ilan etti ve ’İkinci dalgaya hazır olun’uyarısı yaptı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 41 yıl aradan sonra ilk kez bir hastalığı konusunda ’küresel salgın’ilan etmiştir. DSÖ’nün bu kararında vakaların güney yarımkürede hızla artması ve son bir haftada Avustralya’da dörde katlanması etkili oldu. Alarm seviyesinin yükseltilmesinin aşı imalatı çalışmalarına hız verebileceği, kimi hükümetlerin seyahat yasakları gibi önlemleri gündeme getirebileceği belirtilmiştir.
DSÖ’nün açıklamasında “Bu karar birçok ülkenin virüse karşı önlemlerini yeniden düşünmelerine yol açacak” ifadesi kullanılmıştır. DSÖ’ne göre Altıncı aşama, hastalığın şiddetiyle bağlantılı değil. Daha çok coğrafi yayılmasıyla ilgili gibi.
Daha önce üç büyük grip salgını yaşanmıştı:
1918 İspanyol gribi: Modern zamanların en büyük grip salgını. H1N1 virüsünün bir benzeri dünya nüfusunun yüzde 40’ını etkilemişti. 50 milyondan fazla insan ölmüştü.
1957 Asya gribi: İki milyon insan öldü. Yaban ördeklerinden kaynaklandı. Eten A/H2N2 idi. Sağlık yetkililerinin ilk salgın işaretlerini fazla önemsememesi nedeniyle kısa sürede yayıldı.
1968 Hong Kong gribi: H3N2 virüsünden kaynaklandı. Dünya çapında 1 milyon insanın ölünüde neden oldu. Gençleri çok fazla etkilemedi. Ölenlerin çoğu 65 yaşın üzerindeydi.


Dünya Sağlık Örgütü, risk değerlendirmesi ve önlemler konusunda; başta ABD ve Meksika olmak üzere, tüm dünya ülkelerindeki sağlık otoriteleri ile sürekli temas halindedir. Gerekli bölgelere uzmanlar göndermekte; epidemiyoloji, laboratuar tanı ve klinik yaklaşım konusunda yardımcı olmaktadır. Ayrıca “Global Alert and Response Network” teki Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı kurumlar üst düzey alarm durumunda olup, üye ülkelerden talep geldiğinde yardıma hazır beklemektedirler.
Uluslar arası hava limanlarının çoğunda yolcular gribal enfeksiyon belirtileri açısından kontrolden geçirilmekte olup, şüpheli görülenlerde daha ileri tetkikler yapılmakta ve gerekli izolasyon önlemleri alınmaktadır.
Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı’nın koordinasyonunda hudut ve sahillerdeki giriş noktalarında benzer tedbirler alınmakta olup, virüse etkili olan ilaç stokları gözden geçirilmektedir.
Bu Hastalıktan Korunmada Kişisel Önlemler Nelerdir?

 
Dr.T.V.Rao sunusundan izinle
Virüse karşı henüz bir aşı yoktur ve aşının üretilip kitlelerin kullanımına sunulabilmesi için yoğun uğraşlar devam etmektedir. Son bilgilere göre aşı hazırlanmış ve toplu üretime geçilmiştir. Mevcut olan mevsimsel grip aşılarının içeriğinde H1N1 suşu bulunsa dahi, domuz gribindeki H1N1 suşunun genetik ve antijenik yapılarındaki farklılıklar nedeniyle bu virüse karşı koruma sağlayamaz.
      
Merkezi ABD’de bulunan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), tedavide kullanılan oseltamivir ve zanamivir adlı antivirallerin korunmada da kullanılabileceğini bildirmiştir. Ancak bu ilaçların kontrolsüz olarak kullanımı; kısa sürede direnç gelişimine, ilaç yan etkilerine, gereksiz maliyete ve gerçek hastalık esnasında hayat kurtarabilecek ilaç stoklarının hızla tükenmesine neden olabileceğinden, belirli endikasyonlarda ve ancak doktor önerisi ile kullanılmaları gerekir.
Dolayısı ile, mevcut koşullarda en etkili kişisel önlemler şunlardır:


1.Virüs içeren (veya içermesi muhtemel) sekresyon ve/veya damlacıklardan sakınmak: Bunun için özellikle hastalığın sık görüldüğü bölgelerde toplu yaşam alanlarında maske takmak en temel önlemdir.
2.El yıkamak: Enfeksiyonu taşıyan sekresyon ve damlacıklar cansız yüzeylere bulaştığı zaman buralara sürülen ellerin yıkanmadan sulunum yolları mukozalarına veya konjuktivalara sürülmesi ile veya ellerin direk olarak kontamine olmaları sonrası aynı hareketin yapılması ile bulaşma olabileceğinden, ellerin sık sık yıkanması çok önemlidir. Özellikle şüpheli materyallere temastan ve toplu yaşam alanlarından çıktıktan sonra bol sabun ve su ile ellerin yıkanması şiddetle önerilmektedir.
3.Laboratuar çalışanları ve diğer sağlık personeli, kesin vakalarla veya bunlara ait materyal ile temas durumunda gözlerini de korumalıdırlar. Laboratuarlarda materyaller uygun biyogüvenlik önlemleri altında işleme tabi tutulmalıdır ve hastanenin diğer birimlerindeki işlemlerde risk durumuna göre; N95 maskeler, çift kat eldiven ve laboratuara özel giysiler kullanılmalıdır.
4. Sağlık personelinde korunmasız şüpheli temas durumunda, temas sonrası 7 gün boyunca oseltamivir veya zanamivir profilaksisi önerilebilir.
 
Kimler Risk Altındadır?
Verilere göre 65 yaş ve üzeri yetişkinlerin hastalığa yakalanma riskinin az olduğu bildirilmektedir. Bu şaşırtıcı bilgi üzerine çeşitli varsayımlar ortaya atılırken, özellikle 30- 50 yaş arası kişilerin neden en yüksek risk grubuna dahil olduklarını ise halen açıklanamamaktadır.
WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Başkanı Margaret Chan’ın açıklaması ilginçtir:
“Biliyoruz ki H1N1 virüsü özellikle gençleri etkileyerek hasta ediyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen vaka bilgilerinde hastaların ağırlık olarak 25 yaş altındaki kişilerden oluştuğu görülüyor. Bazı ülkelerdeki vakaların %2’sinde de hastalık ölümcül boyutta seyrederek, salgın ihtimalini arttırıyor. Hastalığın en ağır ve ölümcül sonuçlarının özellikle 30-50 yaş arası kişilerde görüldüğü tespit edildi. Bu durum alışılagelmiş grip salgınlarında daha çok yaşlıların ölümüyle sonuçlanan vakalardan çok daha farklı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Elbette hamile kadınlar hiç şüphe duyulmaksızın en riskli gruptalar.
Tespit edilen bu yeni risk özellikle genç nüfusu etkilemesi nedeniyle hastalığa daha da önem verilmesini gerektiriyor.”
 
Biyolojik silah olabilir mi?
Bu tür iddialar benzer salgınlarda her zaman ortaya atılmaktadır fakat hepsi de sıkı bir ispata muhtaçtır. Virüsün küresel olarak yayılabilmesinde iki temel gerekçe olabilir. Birincisi tabii yollardan virusun mutasyonudur, insan müdahale etmeden virüs değişiklik yaşayabilir. İkinci ve daha kaygı verici olan ise dış müdahalede bulunularak virüsün mutasyonudur. Bu da laboratuar koşullarında oluşturulabilecek bir süreçtir. Olayın ekonomik ve sosyal boyutları da düşünüldüğünde böyle bir kuşku her zaman insanların zihnini kurcalamaktadır.
Nitekim bir Rus bilim adamı olan Dr Markelov, "Ben domuz gribinin bu şekilde gizli çalışan laboratuarlardan bir sızıntı olarak görüyorum. Gizli laboratuarlarda öldürücü domuz gribi üzerine çalışılıyor. Şimdi bu gizleniyor. Biyolojik silahlar sürekli olarak geliştiriliyor. Kuş gribinin de ilk kez Çinde ortaya çıkmasının üzerinde düşünmek gerekiyor" ifadelerini kullanmıştır. CIAin gizli denemelerinin yoğun olduğu Meksikada gizli laboratuarların olabileceğini kaydeden Rus uzman şu bilgileri de ilave ediyor: "Ben o bölgede doktor olarak bulundum. Ormanların derinliklerinde yüzlerce laboratuar vardı. Şimdi onların bir kısmı otel olarak kullanılıyor. Böyle bir otelde de kaldım. Bölgede bulunan laboratuarlara baktığınızda dışarıdan odundan bir baraka gibi görünüyor. Ancak içerisi son derece teknolojik donatılmış."
Vahşi hayvanlar ve diğer zararlılara karşı bu laboratuarların son derece korunaklı olduğunu ifade eden Rus uzman, 4-5 metre yükseklikteki binaların ormana uyumlu olduğunu ve her birinde 40-50 kadar bilim adamının çalıştığını iddia etmektedir. Rus uzman ekonomik krizin etkisini azaltmak için geliştirilen enformasyon savaşının da bir parçası olabileceğine dikkat çekerek, "Şimdi dünya iki konu konuşuyor; ekonomik kriz ve domuz gribi" tespitinde bulunmuştur.
 
Domuz gribinde sağlık sektörüyle ilgili soru işaretleri
Devletlerin sağlık politikaları ve ilaç şirketlerinin sağlıktan çok pazar paylarına önem verdiği bir dönemde ortaya çıkan domuz gribi, yine sağlık sektörüyle ilgili bir çok soru işaretlerine neden olmuştur. Nisan sonundan beri dünyayı kasıp kavuran “İnfluenza A H1N1” yaygın ismiyle domuz gribi, hem korku hem de birçok soru işareti yaratmıştır. Her ne kadar dünya tarihi veba, tifo gibi salgın hastalıklara alışkın olsa da son yıllarda bir anda ortaya çıkıp, günlerce kendinden söz ettirip, sonra unutulan deli dana, kuş gribi, SARS gibi hastalıklardan sonra şimdi de domuz gribi... Her biri dünyada büyük yankı uyandıran salgın hastalıklar sonucu geliştirilen aşı ve ilaçlarla batılı ilaç kartellerinin cebine fazladan milyon dolarlar giriyor. Panik havası içinde basında çıkan domuz gribi haberleri de ilaç şirketlerinin, bakteri önleyen tıbbi maske üreten şirketlerin ekmeğine yağ sürüyor. Hisseleri tavan yapıyor. Oseltamivir ve Zanamivir gibi hastalığı yavaşlattığına inanılan ilaçlar için ülkeler stok yarışına girdi. Halbuki kuş gribine karşı çıkan Oseltamivir 2005’te Japonya’da çocuklara verildiğinde Village Voice’tan James Ridgeway şöyle yazmıştı: “...Geçen hafta Japon gazeteleri Oseltamivir verilen çocukların nasıl çıldırdıklarını ve pencereden atlayarak intihar ettiklerini yazdı.” FDA (Amerikan İlaç ve Gıda İdaresi) çocuklar arasında 12 ölüm olduğunu kalp ve akciğer rahatsızlıkları ile psikiyatri bozuklukları bildirimi olduğunu açıklamıştı.

Bir yanda ekonomide dalgalanmalar sürerken petrol fiyatları ve silah satışlarından edilen gelirler düşerken ortaya çıkan bu salgın hastalıkları sayesinde ilaç şirketleri paralarına para katıyor. Örneğin, ABD Sağlık Hizmetleri Departmanı, ilaç hizmetleri için 250 milyon doları ilaç şirketi Roche’a, Roche da kazancının yüzde 20’sini ABD Eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in ortağı olduğu Gilead şirketine aktardığı bildirilmekte. Domuz gribi virüsü ortaya çıktığından beri maske üreticisi 3M ve Gilead, GlaxoSmithKline, Novavax gibi ilaç ve aşı üreticilerinin borsada puanları tavan yapıyor. Amerikalı ünlü bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Leonard Horowitz’e göre İnfluenza A H1N1 virüsü ve kuş gribi salgınların arkasında Anglo-Amerikan “aşı hattı” var. Horowitz buna kanıt olarak da İngiltere’de grip aşısı endüstrisinde öne çıkan bilim adamlarından Dr. James S. Robertson ile Amerikan Novavax şirketi arasındaki bağlantıyı göstermekte. Robertson’ın hem Amerikan Hükümetinin bio-savunması hem de Avrupa ilaç sanayisine etki eden Avrupa Tıp Ajansı (EMEA) üzerinde ciddi bir ağırlığı olduğu bilinmekte. Horowitz, Novavax ilaç şirketinin araştırma yaparken melez bir virüs yarattığını domuz gribinin de bundan kaynaklandığını ileri sürüyor. Yine tezine kanıt olarak, şirketin ilaç stoğu anlaşmalarının sona erdiği bir dönemde salgının ortaya çıkışını gösteriyor.
 
Başka bir iddia; Önce ilaç sonra hastalık
Son 30-40 yıldır dünyada kaynaklar sağlık sorunlarının önlenmesi, sağlığın iyileştirilmesi yerine hastalıklardan para kazanılması yönünde kullanılıyor. Aslında hem var olan sağlık sorunları konusunda kullanım alanını genişleterek, hem de neredeyse birtakım ilaçlar için bazı özel hastalık tabloları tanımlayarak bir pazar yaratıldığı bilinmekte. Artık neredeyse ilaç bulunuyor sonra hastalığı çıkıyor. İnsan yaşamı ve umudu endüstrileşmiş bir ticaret konusu haline getirilmiş gibi görülmekte. Eldeki kaynağın o hastalığın tedavisi yönünde kullanmadığını, ilacın fiyatlarını düşürmek yerine AIDS örneğinde olduğu gibi bazı ülkelerin tedaviden yoksun bırakıldığını, patent ve benzeri korumalarla daha ucuz yolla tedavilerin ortaya çıkışının engellendiğini biliyoruz. Burada siyasi iradelere de çok önemli roller düşüyor.
Aslında söz konusu salgın hastalıklar olunca meseleye daha kamucu bir anlayışla yaklaşmak gerektiğini biliyoruz.

Ulusal aşı üretimi çok önemli
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof Dr Osman Şadi Yenen’in Cumhuriyet Dergi’de yayınlanan bir söyleşisinde belirttiğine göre; 1976’da Amerika Fort Dix askeri üssünde domuz gribi görülüyor. 60-70 askere bulaştığı ve kanlarında virüse ait antikorlar fark ediliyor. İlk defa o zaman İnfluenza A H1N1’den bir asker ölüyor ve yeni bir pandemiyle karşı karşıyayız korkusu doğuyor. Dönemin ABD Başkanı Ford aşı üreticilerine bütün ulusu aşılayacak kadar üretim yaptırıyor. Domuz gribine karşı aşı üretime başlıyor. 8 ayda üretilip 40 milyon kadar ABD’li aşılanıyor. Ancak salgın olmuyor ve aşı olanlar arasında normalde görülenden 10 kat fazla Guillan Barré Sendromu görülüyor ve aşılama planına son veriliyor. Aşı üretimine başlandığında Başkan Ford şöyle bir direktif yayımlamıştı: “ABD dahilinde üretilen bu aşı, sınır dışına çıkartılamaz.” Bu örnek günümüz için de önemli bazı ip uçları taşıyor. Aşıyı geliştiren ülkeler öncelikle doğal olarak kendi yurttaşlarını düşünecekler, bu nedenle ulusal aşı üretimi çok önemli.
 
Ülkemizde bu sonbahar sezonunda 10 milyon kişi A/H1N1 aşısı ile aşılanacak
Sağlık Bakanlığı, Eylül sonu-Ekim başında piyasaya çıkması beklenen domuz gribi (A/H1N1) aşısını, kronik hastalığı olanlar, diğer riskli bireyler, sağlık personeli ve önemli kamu hizmeti gören 10 milyon dolayında kişiye ücretsiz uygulamayı planlamıştır. 18 yaşın altındakiler için ruhsatı olmayan aşının çoklu dozlarda piyasaya sürüleceği bildirilmiştir. DSÖ görüşü doğrultusunda, arasında 3 hafta olmak üzere aşı 2 doz halinde uygulanacağını bilmekteyiz.
Yaz Mevsiminin Gelmesi Aşı Hazırlığı İçin Bir Şans
Etkenin daha çok kış aylarında varlığını sürdürebilmekte ve grip de bu mevsimde sıkça yaşanmaktadır. Dolayısıyla Kuzey Yarımkürede yaz aylarının başlamasıyla birlikte virüsün hız kesmesi beklenmektedir. Aslında tüm dünyada enfeksiyon bulaşma oranları hala artmaya devam etmektedir. Bu süre aşının üretilmesi için zaman kazanma açısından iyi bir fırsat olacaktır. Bu dönemde virüs ortadan kaybolmayacak muhtemelen güney yarım kürede varlığını sürdürmeye devam edecektir. Uygun mevsim geldiğinde ülkemizin de içinde yer aldığı Kuzey Yarımküre aynı tehdit yine söz konusu olacaktır. Pandeminin Kuzey Yarımküreyi sonbahar ve kışta etki altına almaması için yaz ayları aşı üretimi ve eğitimler açısından da iyi bir fırsattır.

Ve nihayet; Türkiye ne yapmalı?
Canlılarla çalışan herkesin mutasyon/evrim olgusunu ve nedenlerini çok iyi irdemelesi gerekmekte. Mikroorganizmalar üzerine çalışan araştırmacılara ve sağlık kurumlarına daha fazla destek verilmesi, aşı çalışmaları ve üretiminin birincil önceliklerimiz arasına alınması sağlanmalı. Bulaşıcı hastalıklar konusunda deneyimli ve bilgili bir sağlık ordusuna sahibiz, ama kriz anında onların ilaç ve malzeme ihtiyaçlarının ne kadar karşılanacağı şüpheli.
Virüs tedavisinde kullanılan modern ilaçların üretimine hâlâ geçilemediği için, bu konuda tam bir dışa bağımlılık mevcut. Virüs tiplerinin moleküler tanımlanmalarını yapacak yetkin uzman/araştırıcılarımız var, fakat gerekli projelenme yapılmalı ve destekte öncelik verilmeli. Hızlı tanı merkezleri ülke genelinde belli yerlere yaygınlaştırılmalı ve referans laboratuarlara örnekler olabildiğince hızla akmalı. Ayrıca öpüşme, tokalaşma alışkanlıklarımızı bir süreliğine terk etme ve sık el yıkama alışkanlığını kazandırmaya çalışmalıyız. Meksika gibi bir ülkede, kilise ibadeti ve futbol maçlarına dahi ara verildiğine göre, sorun aslında oldukça ciddi.
Bu tip salgınların çok önemsenmesi gerekiyor aksi takdirde tarihteki büyük yıkımlarla yüz yüze kalınması işten bile değil. İnsanlığın hastalık yapıcı organizmaların evrimiyle olan kavgası daha uzun yıllar devam edecekmiş gibi görünüyor. Her zaman olduğu gibi, bu acımasız süreçte tek güvencemiz, bilimin mum ışığı ve bilginin insanlık tarihi için paylaşılması.
 
Domuz Gribi İnfluenza A (H1N1) salgını ile ilgili son durum, DSÖ 6 Temmuz 2009 saat 07.00 itibarıyla 112 ülke veya bölge 429u ölümle sonuçlanan 94512 vaka bildirmiştir.







İlgili Kelimeler Listesi: domuz gribi,influenza,kuş gribi,H1N1
Not: Aşağıdaki linklerden ilgili diğer konuları okuyabilir, mavi linkler hızlı site içi arama yapabilirsiniz
Tümüne Gözat

Bu Hastalık 10694 kez okunmuştur.
+1 e tıklayarak Gmail de dostlarınıza bu yazıyı tek tıkla gönderebilirsiniz
 
BU KONUDAKİ ANA MAKALELERİ OKU: 
 
DİĞER İLGİLİ YAZILARI OKU
 domuz gribi    influenza    kuş gribi    H1N1  
 
 

Bu Sayfayı Arkadaşına Gönder Oda Okusun..    
Adın Soyadın :
   
Arkadaşının Adı Soyadı :
Mail Adresi :
 

 
 
 
 
 
Anasayfa  |   Hastalıklar  |   Üye Doktorlar  |   Hasta Soruları  |   İlaç Rehberi  |   Tıp Sözlüğü  |   Konsültasyonlar  |   Sağlık Haberleri  |   Medikal Hesaplar  |   Güncel Tedaviler  |   Kategorize Hazır Soru-Cevaplar  |   Tanısal Algoritma  |   Reklam  |   İletişim | 

Sponsor Linkler:   
Copyright © Telif hakkı © 2007-2017 Saglikdanis.com
Yasal uyarı: Bu sitede yayınlanan resim, yazı ve diğer uygulamaların her hakkı Akcan Sağlık Hizmetleri. Ltd. Şti. 'ye aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Bu site kişileri sağlık alanında bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler tanı ve tedavi amaçlı kullanıldığında sorumluluk tamamen kullanıcıya aittir. Siteye girmekle bu şartları okumuş, anlamış ve kabul etmiş sayılırsınız. İçeriği izinsiz kullanmak yasaktır